Osmanlı İmparatorluğu'nda ulaşım ve haberleşme

Osmanlı Devleti üç kıtaya yayılan topraklarında ulaşım ve haberleşmeye azami önemi vermek zorundaydı. İmparatorluk topraklarının güneyi çöller, merkezi dağlar, batısı ve doğusu da düşman saldırılar ile tehdit edilmekteydi. Çevresindeki devletlere nazaran coğrafyası ulaşım ve haberleşme açısından en zor devlet Osmanlı idi. Bu geniş coğrafyada ulaşım hizmetlerinin aksamaması için lonca teşkilatı ve kati kurallar oluşturulmuştu. Makineleşmeye kadar imparatorluk topraklarındaki ulaşım ve haberleşme devletin sakındığı bir konu idi. demiryolu ve telgraf ile coğrafi koşullar bir nebze hafifletilmiş ve merkezi idare güçlenmiştir.

Filistin'de taşımacılar, 1900

Ulaşım

Filistin'deki Türk katarının yok edilmesi,Carline, Sydney, 1920

Ulaşım aracı sanayi emperyalizmine kadar deve ve yelkenli gemidir. Ulaşım teknolojisinin ilkelliği nedeniyle büyük şehirler 19. yüzyıl ortalarına kadar zaruri maddelerin temininde de­vamlı sıkıntı çektiler. Bu konuda değişmeler tarımda, ulaşımda başlayan yavaş çağdaşlaşma ile paralel gitti. Gelişmiş taşıma araçları(araba gibi) kullanılmadığından inşaatta da hafif ve niteliksiz gereçler kullanılmıştır. 16. yüzyılda İstanbul'a gelen Alman seyyah Schweigger: "Evleri ağaç ve kerpiçtendir. Buna rağmen bizdeki bina­lar kadar pahalıya mal oluyor." demiştir.[1] Osmanlı coğrafyasının genişliği ve bakım için gerekli emtianın sağlanamaması atlı ulaşımdansa, devenin tercih edilmesine neden olmuştur. 19. yüzyıla dek de ulaşım ve haberleşme organik güce dayanmıştır.

Osmanlı İmparatorluğu'nda yollar sağ kol, orta kol ve sol kol olmak üzere üç ana koldan meydana gelmekteydi:[2]

Anadolu sağ kolu: İstanbul, Eskişehir, Akşehir, Konya, Antakya şehirlerinden Halep'e ulaşılmaktaydı. Bunun yanında Antakya'dan itibaren ayrılan bir yol ile Şam üzerinden Mısır'a gidebilmek mümkündü. Bu güzergâh üzerinden hac yolu olarak bilenen Mekke ve Medine'ye de gidilmekteydi.[2]

Orta kol: Üsküdar, Gebze, İznik, Sapanca, Geyve, Hendek, Ayaş, Düzce, Bolu, Hacı Hamza, Merzifon, Amasya, Turhal, Sivas, Hasan Çelebi, Malatya, Harput ve Diyarbakır güzergâhı takip edilirdi.[2]

Rumeli sağ kolu: Vize, Kırklareli, Aydos, Prevadi, Karasu, Babadağ, İsakçı, Akkirman takip edilerek Karadeniz'in kuzey kıyıları üzerinden Özi ve Kırım'a uzanırdı.[2]

Orta kol: İstanbul, Silivri, Çorlu, Edirne, Filibe, Sofya, Niş ve Yagodina üzerinden Belgrad'a giderdi.[2]

Sol kol: İstanbul, Silivri, Tekirdağ, Gelibolu, Malkara, Keşan, Ferecik, Dimetoka, Gümülcine, Pravişte, Lanzaka, Selanik, Yenişehir, Çatalca, İzdin, Livadya ve İstefe'ye gitmekteydi.

Demiryolu

20. yüzyılda yapılan Hicaz Demiryolu

Demiryolu, idarenin umut bağladığı, fakat mali kriz yaratan ve dış borçlanmayı arttıran bir araç oldu. Muhtelif ulusların şirketleri tarafından döşendiklerinden, demiryolu hatları Anadolu kıtasında birbirlerini tamamlayan bir ağ meydana getiremediler ve daha döşendiklerinden itibaren gerileyen bir teknoloji ile kurulan bu demiryolu ağı asrımıza bir problem olarak devredildi. Demiryolları, özellikle 19. yüzyılın son çeyreğinde bir yandan zirai hasılayı arttıran, Anadolu kıtasına muhacirlerin iskanını kolaylaştıran ve asayişin kurulmasına yardımcı olan bir araçtır.[3]

Haberleşme

Osmanlı pulları
Bir kartpostal, 1895

İslâm devletlerinde istihbarat ve posta işleri "Berîd" teşkilatına bağlıydı. Osmanlı'da menzil teşkilatına dönüşen bu örgüt ulak ya da tatar adı verilen memurlara sahipti. Çok geniş topraklara sahip olan Osmanlı Devleti’nde posta teşkilatı başlıca sorunlardan olmuştur. Mısır’dan getirtilen posta güvercinleri çözüm üretemeyince bir tatar haberleşme örgütü kurulmuştur.[4] Tatarlarının görevi, devletle ordu arasındaki haberleşmeyi sağlamaktır. Bu teşkilat II. Mahmud döneminde (1574-1595) kaldırılarak yerine menzil teşkilatı kurulmuştur. I.Abdülhamit döneminde ise tatarlar bir disipline bağlanarak Tatarân ocağı oluşturulmuştur. Posta tatarlarıyla haberleşme 1840 yılına kadar sürmüş ve sivil postacılığa kadar Osmanlı'da haberleşmenin ana ögesi olmuştur.[5] Gürbüz Azak adlı Tatarlar adlı eserinde şöyle anlatır: Bir tatar, Üsküdar’dan Bağdat’a on iki, Bağdat’tan Üsküdar’a on iki günde varıp dönmek zorundadır. Asla hiçbir tatarın on üçüncü günü yoktur... Özel bir giysi ve kendilerine has bir kalpak giyerler. Tatar giysisini başkalarının giymesi yasaktır. Her otuz iki kilometrede bir menzilhane kurulmuştur. Menzilhane, doludizgin ferman taşıyan tatarın durup dinlendiği, karnını doyurduğu, temizlenip üst baş değiştiği ve at değiştirdiği yerlerdir. [6][7]

Sarayda padişahların buyruklarını tebliğ için peyk adı verilen görevliler bulunurdu. Peykler ile birlikte haberleşme görevlilerine sai, ulak, tatar, çapar, berid adları da verilmiştir.[8]II.Mahmud dönemine kadar düzenli bir posta sistemi yoktu. II.Mahmut ve oğlu Abdülmecid ilk örgütlenmeleri başlattılar. İlk Posta Teşkilatı 23 Ekim 1840 tarihinde Abdülmecid tarafından Nezaret isminde kurulmuştur. 1840-1842 yılları arasında ilk Posta Nazırlığını Ahmet Şükrü Bey yürütmüştür. Posta Nezareti kurulduktan önemli merkezlerde postaneler açılmıştır. İlk postane İstanbul’da Yeni Cami avlusunda Postahane-i Amire adı ile açılmıştır. 16 Kasım 1840 tarihinde de I.Posta Kanunu ilan edilmiştir.[9][10] 1863 yılından sonra gönderilen postalarda posta pulu kullanılmaya başlanmıştır. İlk pullar Londra'da bastırılmıştır. Posta hizmetleri için Avusturya, Fransa, Rusya, Almanya ve İngiltere gibi yabancı devletlere imtiyazlar verilmiş, değişik kentlerde 72 adet postane açılmıştır.[11]

Haberleşme ve posta örgütü, daha sonra telgraf döşenen yerler hariç at, deve; dağlık yerlerde de yaya ulaklar kullanıyordu. Ulaşım ve haberleşmede devrim niteliğindeki iki gelişme: Telgraf ve demiryolu merkezi idareyi de güçlendirdi. Özellikle telgraf Avrupa devletlerine paralel bir gelişme göstermiş, telgraf ve posta personeli iyi yetiştirilmiştir. 1847 yılında Sultan Abdülmecit telgrafın Osmanlı'da ilk tecrübesini görünce aygıtı icat eden Samuel Morse’a bir madalya göndererek, onu başarısından dolayı kutlamıştır.[12] 1865 yılında telgraf iletişimi ile ilgili olarak kurulmuş olan Uluslararası Telekomünikasyon'a katılınmış, 1876 yılında da uluslararası posta taşımacılığına geçilmiştir. İki yıl sonra da (UPU) Uluslararası Posta Birliği adlı örgütün kurucularından olunmuştur. Telsiz telgraf 1906'da, manuel telefon da 1909'da kullanılmaya başlandı.[13] Haberleşme imkanları Osmanlı İmparatorluğu'nun ve sonra da Cumhuriyetin ülke üzerindeki süratli kontrolünü, sağlayan müesseselerin başında gelir.[14]

Kaynakça

  1. İlber Ortaylı,Türkiye Teşkilat ve İdare Tarihi,308
  2. Engin, Vahdettin (2012). Osmanlı'da Ulaşım / Kara - Deniz - Demiryolu. Ahmet Uçar, Osman Doğan. İstanbul: Çamlıca Basım Yayın. ISBN 978-6055-331-08-5.
  3. İlber Ortaylı,Türkiye Teşkilat ve İdare Tarihi,s. 512
  4. http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/19/835/10579.pdf
  5. "Arşivlenmiş kopya". 2 Ocak 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 2 Ocak 2015.
  6. http://www.turkiyat.selcuk.edu.tr/pdfdergi/s29/gozutok.pdf 23 Ocak 2014 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi. s.4
  7. http://egeweb2.ege.edu.tr/tid/dosyalar/XIX-2_2004/TIDXIX-2_2004-01.pdf%5Bölü/kırık+bağlantı%5D
  8. Nesim Yazıcı, “Tanzimat Döneminde Osmanlı Posta Örgütü”, Tanzimattan Cumhuriyete Türkiye Ansiklopedisi, C.6, İstanbul, 1985.
  9. http://eskidergi.cumhuriyet.edu.tr/makale/1019.pdf
  10. "Arşivlenmiş kopya". 30 Aralık 2014 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 2 Ocak 2015.
  11. http://web.deu.edu.tr/ataturkilkeleri/ai/uploaded_files/file/dergi_27/08%20Kemal%20Ari.pdf
  12. http://web.deu.edu.tr/ataturkilkeleri/ai/uploaded_files/file/dergi_27/08%20Kemal%20Ari.pdf s.170
  13. http://web.deu.edu.tr/ataturkilkeleri/ai/uploaded_files/file/dergi_27/08%20Kemal%20Ari.pdf s.171
  14. İlber Ortaylı,Türkiye Teşkilat ve İdare Tarihi,28
This article is issued from Wikipedia. The text is licensed under Creative Commons - Attribution - Sharealike. Additional terms may apply for the media files.