Akçakışla, Şarkışla

Akçakışla (yöresel söyleyişte Ağcakışla), Sivas ilinin Şarkışla ilçesine bağlı bir köydür. Sivas iline 106 km, Şarkışla ilçesine 26 km uzaklıktadır. Nahiye (Bucak) statüsündedir. Belediyesi kapatılarak belde olma niteliği kaldırılmıştır. İlkokul; Ortaokul ve Sağlık Ocağı bulunmaktadır. Jandarma Karakolu ise kapatılmıştır. Köyün sınırları içerisinden Kaldırak Özü adı verilen ırmak akmaktadır.

Akçakışla
Ülke Türkiye
İl Sivas
İlçe Şarkışla
Coğrafi bölge İç Anadolu Bölgesi
Nüfus
 (2018)
  Toplam 608
Zaman dilimi UTC+03.00 (UDAZD)
İl alan kodu 346
Posta kodu 58420
Resmî site

Nüfus

1990'lı yıllardan itibaren köyden kente göç nedeniyle nüfus düşmektedir. Ancak yaz aylarında geçici olarak nüfus artış gösterir.

Yıllara göre köy nüfus verileri
2018 608
2015 723
2013 843
1997 1.207
1990 2.387

Ulaşım

Şarkışla İlçesine 26 Km. Sivas İline 106 Km., Kayseri İline 145 Km. ve Akdağmadeni'ne 53 Km. uzaklıkta bulunmaktadır.

  1. Eski yol: Kayseri - Sivas otoyolundan batıya dönülerek ilerlendiğinde Sarıkavak (eski adıyla Sevran) köyünden sonra Kızılırmak üzerindeki köprüden geçilerek Bozkurt köyünün yanından devam edildiğinde Akçakışla'ya ulaşılır. Bu yol günümüzde kapatılmıştır.
  2. Yeni yol: Sivas - Kayseri otoyolunda, Şarkışla'ya 10 km mesafede batıya doğru dönüldüğünde Kazancık köyü yönünde ilerlenir ve daha sonra Kahvepınar'dan geçilir. Yaklaşık 1 (bir) km ilerdeki küçük köprüden sola dönülerek devam edilir. Birkaç km sonra da Bozkurt köyünün yanından geçilerek ilerlenir. Bu yol Akçakışla içerisinden geçerek Akdağmadeni yönüne gitmektedir.

Tarihçe

Yıkılmış olan eski taş köprü (Çizim: Hasan Şahin - 2019)

Osmanlı dönemine ait 1574 tarihli "Defter-i Mufassal-ı Liva-i Sivas" adlı kayıt kütüğünde "Ağca-Kışla" olarak adı geçer.[1] 1899 (Hicri 1314) yılında nahiye (bucak) yapılmıştır. Nahiye binası olarak inşa edilen taş yapı 1990'lı yıllarda belediye binası olarak kullanılmıştır. Yörede "Yelli Dere" olarak bilinen bir bölgenin bulunduğu da yine aynı tarihi kayıtlarda yer almaktadır.

Akçakışla isminin kökeni

Akçakışla (eski yaygın adıyla Ağcakışla) köyünün isminin nereden kaynaklandığına dair bazı farklılıklarla da olsa anlatılan bir efsanenin varlığı değişik kayıtlarda yer alır. Bileşik bir kelime olup Akça/Ağca (beyaz renkli) ve Kışla (kışın kalınan yer) sözcüklerinden oluşmaktadır.

Ağca Bey ve Ağ Kayalar Efsanesi

Ağca Bey yazlarını Akdağ (Ağ/Ak Kayalar) yaylalarında geçirir. Çok istediği halde bir erkek çocuğu olmamıştır. Çok güzel olan tek kızının isteyeni çoktur fakat Ağca Bey kimseyi kızına layık görmez ve bakar ki kızını beylerden kurtarmanın yolu yoktur onu erkek kılığına sokar. Cirit, güreş, at koşturmada erkekleri geçer. Bahar gelince günün birinde sürülerini Akdağa çıkaran bir çoban herkesin uykuya daldığı dolunaylı bir gecede kavalını öyle bir üflerki, kız sese uyanır. Sese doğru gider ve görünce çobana sevdalanır ama atına atlayıp gider. Çoban il il gezer ama kızı bulamaz. Ertesi yıl yine Akdağ'a gelir. Kız Çobanın kavalını duyar duymaz atına atlayıp kaval sesine doğru gider ve çobanın yanına varır. Yıllarca bu böyle devam ederken fırtınalı bir günde kavalın sesini duyar atına atlayıp sese doğru gider ama ses her defasında değişik yerden gelmektedir. Rüzgarın oyunundan şaşıran kız atını bir sağa bir sola sürer. Kaval sesi gitgide uzaklaşmaktadır. Kız deliye döner ve Akdağın tepesine yönelir. Bir uçuruma geldiğinin farkına varmadan aşağıya Ak Irmağa (veya Ak Göle) düşer. Çoban da yiter gider, bir daha kimse ondan haber alamaz. Bu efsane Anadolu'da farklı biçimlerde, bazı isim farklılıklarıyla değişik yörelerde anlatılmaktadır. Akçakışla köyünün adı da bu efsaneden kaynaklanmaktadır ve anlatılanlara göre köy, Ağca Bey tarafından kurulmuştur.[2] Kızın düşüp boğulduğuna inanılan yere Akçakışla halkı tarafından "Sultan Gölü" denir. Ayrıca köyün ortasından geçen Kaldırak Özü (deresi, ırmağı) üzerindeki sulama amaçlı kurulan bazı bentler de yöre ahalisince "Sultanın Bendi" olarak adlandırılır.

Ağca Meşe

"Ağca Meşe" kavramı ise büyük olasılıkla yöredeki ormanlık bir alanı tanımlamaktadır ("Meşe" sözcüğü bazı Türk lehçelerinde orman anlamında kullanılmaktadır). Diğer bir ihtimal ise büyük bir meşe ağacının adı olmasıdır ki, "Ağca" nitelemesi ağacın yaşlı ve kutsal olması ile alakalıdır.[3]

Coğrafi özellikler

Akçakışla dağlık, ormanlık ve sulak bir bölgede yer almaktadır.

Ağ kayalar

Ağ kayalar köyün batı/kuzeybatı yönünde 4–5 km kadar dışarısındadır. Günümüzde dahi önemli bir konum belirleyici olma özelliğini devam ettirmektedir. Onlarca metre yükseklikte kayanın içinde bulunan ve dışarıya da bir penceresi olan mağaranın girişinde ise dar ve derin bir çukur vardır. Bu çukurun dipsiz olduğu, Kaldırak çayının diğer tarafında kalan kilometrelerce ötedeki "İnin önü" bölgesindeki kayaların içinde bulunan başka bir mağara ile bu çukurun devamı niteliğindeki bir yeraltı geçidi olduğu söylenir. Ancak çukurun çok dar olması ve derinliğinin de ne kadar olduğu bilinememesi nedeniyle çok tehlikelidir. Mağara girişinde bu çukurun üzerine çoğu zaman bir tahta uzatılmış bulunur. Ağ kayaların üzerinde ise eskiden kar oyukları bulunduğu ve yaz aylarında gidilerek buradan kar getirildiği bilinmektedir.

Kaldırak Özü

Kaldırak Özü - Akçakışla, Ağ kayalar bölgesi, 2020

Kaldırak Özü coğrafi adıyla bilinen (yörede ise yalnızca "Öz" olarak söylenen) akarsu Akdağlardan iki kol halinde doğar ve Alaman Çermiği önünde birleşir, Bozkurt Köyü yakınlarında ise Kızılırmak’a karışır. Şarkışla'nın kuzey batısında yer alır ve Akçakışla içerisinden geçer. Köyü tam ortadan ikiye bölen akarsuyun üzerinde köy içerisinde beton bir köprü bulunmaktadır. Daha eski dönemlerde aynı yerde tahta bir köprü bulunduğu ve büyük bir selde yıkıldığı bilinmektedir. Akçakışla'nın tarımsal sulamasında geçmişten günümüze büyük bir etkiye sahip olmuştur. Sulama amacıyla değişik yerlerde önü kesilerek (bent vurularak) kanallarla tarlalara akıtılmıştır. Rakım olarak Akçakışla'nın aşağısında kalan Bozkurt köyüne geçmişte Kaldırak adı verildiği de bilinmektedir. Akarsu içerisinde değişik balık türleri, su yılanı, yengeç, kurbağa, evlerden gelen evcil ördekler ve kazlar gibi canlı türleri bulunmaktadır. Eskiden daha sık rastlanan ve günümüzde az da olsa Kızılırmak'tan yukarıya çıkarak gelen ve köy ahalisinin "Su-iti" olarak adlandırdığı susamurları da barınmaktadır. 50-60 yıl öncesine kadar varlıklı ailelerin balıkların yavrulama dönemlerinde büyük tepsilerle suya peynir döktükleri bilinmektedir. Irmağın yukarı kesimlerinde yer alan Emlek Kale köyü yakınlarında eski bir kale kalıntısı bulunmaktadır ki adı kayıtlarda "Kaldırok Kalesi" veya "Kaldurak Kalesi" olarak geçmektedir.[4]

1957 Taşkını

Köye büyük zarar veren olayı Deniz Karakurt bir derlemesinde şu şekilde anlatmaktadır: "Akçakışla'nın tam ortasından akan Kaldırak özünde her yıl bir kaç sel gelir ama seviye bir iki metre yükselir. Bahsedilen olayda ise 1957 yılında gelen selde yukarıdaki Alaman köyünden Akçakışla'ya bir atlı gönderilerek haber verilmek istenir ama sel haberciden önce ulaşır köye. Gürültüsü dakikalar önce duyulur. Köyün ortasındaki tahta köprüyü yok eder. Evlerin çatılarına kadar yükselir. İnsanlar çatılara çıkar kurtulmak için. Hayvanlar telef olur. Çatı hezenlerini (insan gövdesi kalınlığında ağaçlar) kilometrelerce aşağıda, hatta Bozkurt köyünde bulduğunu söyleyenler var."[5] Yıkılan tahta köprünün yerine 1970'li yıllara kadar ayakta kalan taş köprü yapılır. (Alaman köyü ise daha yüksek bir alanda bulunduğu için köyün kendisi zarar görmemiştir.)

Karlıyurt Yaylası

Akçakışla ahalisi topluca yaz aylarında köyden yaklaşık 30 km (araçla 45 dakika - bir saat süren) uzaklıkta bulunan Karlıyurt Yaylası'na çıkmaktadır. Bu geleneğin yaklaşık 250-300 yıldır sürdüğü tahmin edilmektedir.

Karlıyurt Yaylasından görünüm

Geçmişte kağnılar ve at arabaları ile gidilmekte ve yaylada çadırlar kurulmaktaydı. Günümüzde ise küçük evler bulunmaktadır. Hayvan sürüleri ise genelde bir kaç gün önceden yaylaya götürülmektedir.

Yaylaya çıkış dönemi köy halkına sesli ilanla bir hafta önce bildirilir ve Temmuz ayı içerisindedir.

Tepesidelik

Karlıyurt yaylası yakınlarında "Tepesidelik" adı verilen eski bir krater çukuruna sahip olan bir dağ bulunur. Akçakışla'ya 25 km uzaklıkta ormanlık alandaki bu doğal tepe üzerinde yaklaşık 90x90 m ölçülerinde eski bir yerleşim alanının kalıntıları vardır. Elde edilen buluntulara göre Milattan önce binli yıllara tarihlenen bu alan ayrıca Roma döneminde de kullanılmıştır. Etrafında bir sur yığıntısının var olduğu anlaşılmaktadır. Kuzeybatı yamacındaki ana kayaya oyulan basamaklar olasılıkla aşağıdaki derelere inişi sağlamıştır.[6] 2000 yılında bu bölgede kaçak kazı yaparak ele geçirdikleri tarihi eserleri bu dağın içindeki kratere saklayan ve bölge ahalisinden olmadıkları anlaşılan kişiler jandarma ekiplerince yakalanmıştır.

Yöresel alanlar

Acıdere, İnin önü, Çağallı, Cehirlik (Cehirliğin ağzı), Ağ kayalar, Dip, Camız gölü, Celalin Bendi, Sultanın Bendi, Çerkezin Bendi, Yelli, Yaba Pınarı, Dolama (köyün eski yoldan girişindeki virajlı bölümü), Baytar, Çamlık gibi isimlerle anılan yerler bulunmaktadır. Ayrıca komşu Alaman köyündeki çermiğe de günübirlik olarak gidilip gelinmesi de özellikle yakın geçmişte daha sık rastlanan bir durumdur. Günümüzde Alaman Çermiği'nin bakımsız durumda olması ve köy nüfusunun azalması nedeniyle bu alışkanlık da oldukça azalmıştır.

Belediye

Akçakışla Belediye Binası (Eski) - daha sonra ortaokul olarak kullanılmıştır.

İlk başkanı olan Ali Kurt'un girişimleri ile 1992 yılında kurulan Belediye, azalan nüfus nedeniyle 2012 yılında yürürlüğe giren 6360 sayılı kanunla 2014 yılında kaldırılmıştır.[7] Böylece belde olma niteliğini yitirmiştir. Belediye binası ise daha sonra bir süre boyunca ortaokul olarak kullanılmıştır.

Geçim Kaynakları ve Ekonomi

Köyün geçim kaynakları tıpkı yöredeki diğer yerleşim birimleri gibi tarım ve hayvancılığa dayanmaktadır. Yetiştirilen ürünler başlıca; buğday, arpa, yulaf, yonca, mercimek, nohut, patates, fasulye, şeker pancarı, elma, armut, erik, kaysı olarak sayılabilir. Büyükbaş ve küçükbaş hayvancılık bölgenin başlıca geçim kaynağıdır. Kümes hayvancılığı ise ailelerin ihtiyacını karşılayacak kadar yapılmaktadır. Ayrıca yurtdışında neredeyse her aileden yaklaşık 1 veya 2 kişi çalıştığı görülür. Uzun yıllar boyunca toprak sulama kanalları (harklar) her aileden en az bir kişinin katılımı ile bahar aylarında ortaklaşa açılmış ve temizlenmiş daha sonra ise devlet tarafından beton kanallar yapılmıştır. Günümüzde ise hem toprak harklar hem de beton kanallar kısmen de olsa kullanılsalar da büyük oranda yine devlet tarafından döşenen boru sistemi ile gerçekleştirilmektedir. Köyün ortak çeşmesi olan ve köprünün başında bulunan "Pınar" ise evlere su şebekesi döşendikten sonra 1980'li yılların sonlarında kaldırılmıştır.

Bağlı köyler

Akçakışla Bucağı'na bağlı köyler şunlardır: Alaman Köyü, Akçasu Köyü, Bağlararası Köyü, Başağaç Köyü, Benlihasan Köyü, Beyyurdu Köyü, Bozkurt Köyü, Canabdal Köyü, Çamlıca Köyü, Çanakçı Köyü, Emlek Kale Köyü, Emlek Kavak Köyü, Emlek Mezra Köyü, Faraşderesi Köyü, Gazi Köyü, Gülören Köyü, Hardal Köyü, Hocabey Köyü, İğdecik Köyü, Karacaören Köyü, Kümbet Köyü, Otluk Köyü, Sarıtekke Köyü, Yahyalı Köyü, Yalanı Köyü, Yükselen Köyü.

Önemli Kişiler

Emin Kuzucular

Derlemeci ve halk kültürü araştırmacısıdır. 1970'li ve 1980'li yıllarda Sivas Folkloru ve Türk Folkloru gibi dergilerde makaleleri yayınlanmıştır. Akçakışla başta olmak üzere Şarkışla yöresindeki pek çok köyde halk inanışları ve yöresel efsanelere dair ayrıca halk kültürü ile ilgili derlemeler yapmış ve gözlemlerini, yaptığı incelemeleri kayda geçirmiştir. Türkiye'de yapılan folklor araştırmalarının tarihsel gelişim süreci içerisinde "Dergici Gelenek" olarak bilinen dönemin devamında yer alır.[8] Asıl mesleği öğretmenlik olan Emin Kuzucular 1930 Akçakışla doğumludur. Pamukpınar Köy Enstitüsü'nden mezun olmuştur. Askerlik görevini 1960 yılında İzmir'de tamamladıktan sonra çeşitli yerlerde görev yapmış, ardından Şarkışla'ya bağlı Kanak (şimdiki adıyla Konakyazı) köyünde ve 1964 - 1969 yılları arasında ise Akçakışla'da çalışmıştır. 1982 yılında Hatay'da emekli olmuş ve Dörtyol ilçesinde 1997'de ölmüştür.

Halk ozanları

Akçakışla'da âşıklık geleneği çok yaygın değildir. En önemli isim "Yoksul" mahlaslı Mustafa Soylu'dur.

Âşık Yoksul

Asıl adı Mustafa Soylu olan ozan "Yoksul" mahlasını kullanmaktadır. 1941 yılında Akçakışla'da doğmuştur. İlkokul mezunudur. Askerlik dönüşü İstanbul ve İzmir'de inşaatlarda çalışmıştır. Daha sonra köyüne dönerek 1968 yılında evlenmiştir.[9] Babası gibi duvar ustasıdır ve köyündeki pek çok evi yapmış veya duvarlarını örmüştür.

Mustafa Soylu'nun ikiz erkek kardeşi yurtdışına çalışmaya giderek orada yerleşmiştir.

Saz çalamayan âşık doğaçlama olarak (irticalen) de şiir okuyabilmektedir. İlk şiirini 1967 yılında yazmıştır. Şiir yazmaya yönelmesinde yine kendisi gibi saz çalmadan okuyan bir halk ozanı olan babası Halil Soylu'nun etkisi bulunmaktadır. Ancak hakkında ayrıntılı bilgiler mevcut olsa da, babasına ait yazıya geçirilerek günümüze kadar korunabilmiş yalnızca üç şiir mevcuttur.

Mustafa Soylu söylediği şiirleri aklında tuttuğu gibi hem de deftere kaydetmektedir. Genellikle çektiği çileler, yoksulluk, başından geçen olaylar hakkında şiirler yazmaktadır. Şiirlerini yılda bir kez Akçakışla Karlıyurt yaylası şenliklerinde okumaktadır.[10]

Her bir tarafa kolların dağılmış,
Beserek'ten berisine yayılmış,
Alaman'dan selin sesi duyulmuş,
Yine coşup gelir Kaldırak özü.

Halk inançları

Hızır anlayışı

Kılık değiştirerek evlerin kapılarını çalan Hızır'ın genellikle de yaşlı, yoksul, dilsiz bir kişi gibi göründüğüne inanılır. Sebepsiz yere gelerek insanları deneyebildiği, bazen de birisine yardım etmeden önce onları sınadığı inancı halk arasında yaygındır. Azarlayıp kapıyı yüzüne kapatanlara, kendisini kovanlara, karnını doyurmaktan, bir bardak suyu ya da sütü vermekten kaçınan kişilere yardımını esirger hatta evlerinin, tarlalarının, sürülerinin bereketinin kaçmasına neden olur. Akçakışla köyünden Bekir oğlu İzzet Karakurt'un anlattığına göre karısı Hatice ilk çocuklarını doğuracağı zaman eve bir ebe çağırırlar. Doğumun uzaması üzerine dışarıya çıkan bir kadına sorduğunda, durumun hiç de iyi olmadığını öğrenir, ters giden bir şeyler olduğu söyler kadın. Kadın içeri geri girdikten sonra uzun bir süre daha geçer. Evin bahçe kapısına doğru yürürken yan komşunun evinin bahçesinde bir adamın uzaktan kendisine eliyle işaret etmekte olduğunu görür. Komşularının bir akrabasına benzettiği bu yaşlı, beyaz sakallı, orta boylu adamın yanına varıp ne istediğini sorduğunda ihtiyar elinin parmaklarının uçlarını birleştirerek ağzına götürüp dudaklarına vurur bir kaç kez. Anlar ki yaşlı adam dilsizdir ve yiyecek bir şeyler istemektedir. Sağa sola bakınır, evlerindeki misafire yemek vermelerini söylemek için komşularına seslenir ama kimse duymaz. Eve döner fakat karısı doğum yaptığı için evde yemek yoktur. Bunun üzerine evliğe (kilere) giderek ters çevrilmiş çökelik (çökelek peyniri) küplerinden birini alır ağzını açar. Çökeleğin bir kısmını ekmeğin arasına koyar. Büyükçe bir mendil bularak onun da içerisine çökelek doldurur. Adamın yanına dönerek ona verir. Sonra da eve geri döner. Çok sürmez ki, dışarıya iyi haberi verir kadınlar. Bir oğlu olmuştur. Adamı unutur gider. Bir kaç gün sonra komşularına sorduğunda kimse öyle bir misafirleri gelmediğini, yaşlı adamı görmediklerini söylerler.[11]

Kutsal ağaç / orman anlayışı

İnanışa göre bazı ağaçlara veya ormanlık arazilere dokunulmaz, kesilmez. Bu yerlerden bir ağaç kesen iflah olmaz, başına kötü bir iş gelir, bir musibet uğrar. Akçakışla köyü ve yöresinde yayladan çam ağacı kesenlerin başına felaketler geldiğine inanılmaktadır.

Alkarısı anlayışı

Yeni doğum yapmış lohusalara musallat olduğuna inanılır. Ayrıca ağaçların kovuklarından veya su kenarından çıkarak insanları bu ağaçların içine veya suya çektiği söylenir. Çocuklar, ıssız su kenarlarına veya ıssız yerlerdeki bu tür ağaçların yanına yaklaşmamaları için korkutulur.

Büyük oda

Köy içerisinde yer alan ve misafirleri ağırlamakta kullanılan mekanda geçmişte bir evliyanın (veya ruhunun) barındığına inanılır. Anlatılanlara göre bu evin önünden geçerken köy halkı sessiz olurmuş. Ancak burasının bakımsız kalması, kirlenmesi, çatısının çökerek harabeye dönmesi sonucu bu kutsal varlığın burayı terkettiği söylenir.

El verme

Dua okuyarak insanları nazarın (kötü gözün) olumsuz etkilerinden kurtarma gücüne sahip olduğuna inanılan kişiler (kadın veya erkek farketmeksizin) yaşlandıklarında, özellikle ölümlerinin yaklaştığını hissettiklerinde bu güçlerini başka birisine devrederler. Buna "El verme" denilir. ("Elini verdi" gibi cümlelerle de söylenir.) Bazen bu yaşlı kişilerin muziplik yaparak birden fazla kişiye el verdiklerine ve bunlardan birine asıl eli kendisine verdiğini, diğerlerini kandırdığını söylediklerine rastlanır. Nazarı kovma / çıkarma işleminin başarılı olduğu dua okuyan kişinin esnemesi ile anlaşılır. Ne kadar çok ve uzun esniyorsa karşısında oturan insan o kadar çok nazara uğramış demektir. Kimi zaman esnemekten gözünden yaşlar gelir. Hatta bazen nazara uğrayan kişi de esner.[12]

Kaynakça

  • Şarkışla'nın Akçakışla Bucağındaki Köy Odaları ve Kültürümüze Hizmetleri, Emin Kuzucular, Türk Folkloru, Cilt: 4, Sayı: 38, Sayfa: 20 - 25, Milli Kütüphane Yer No: (1980) SB 14
  • Akçakışla Bucağında Ekin Yolma, Emin Kuzucular, Sivas Folklorü, Cilt: 2, Sayı: 16, Sayfa: 11-12 -23, Milli Kütüphane Yer No: (1973) SB 106
  • Akçakışla Bucağında Bulgur Çekme, Emin Kuzucular, Sivas Folklorü, Cilt: 2, Sayı: 13, Sayfa: 18 - 20, Milli Kütüphane Yer No: (1973) SB 106
  • Akçakışla Bucağında Bulgur Kaynatma, Emin Kuzucular, Sivas Folklorü, Cilt: 1, Sayı: 12, Sayfa: 12 - 13, Milli Kütüphane Yer No: (1973) SB 106
  • Bir Şarkışla Efsanesi, "Sultan Gölü", Emin Kuzucular, Sivas Folklorü, Yıl: 2 Sayı: 23

Dipnotlar

  1. Defter-i Mufassal-ı Liva-i Sivas, Hicri: 982 (Miladi: 1574/1575), TKG.KK.TTd. No: 178, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı - Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü, Arşiv Dairesi Başkanlığı, Yayın No: 9 ("76. Mezra‘a-i Ağca Kışla Mezra‘a-i Yellü Dere tâbi‘-i m.")
  2. Türk Söylence Sözlüğü, Deniz Karakurt, Türkiye, 2011 (OTRS: CC BY-SA 3.0)
  3. Aşık Veysel Meslek Yüksekokulu - "Şarkışla Merkez ve Köyleri İncelemesi", 2017 (Sayfa:17)
  4. Faruk Sümer, “Bozok Tarihine Dair Araştırmalar-I”, Cumhuriyetin 50. Yıldönümü Anma Kitabı, Ankara 1974, Sayfa: 328
  5. Yoksul - Akçakışla'lı halk ozanı Mustafa Soylu, 2020 (Derleme), Deniz Karakurt, Cumhuriyet Üniversitesi, Âşık Veysel Meslek Yüksekokulu, "Kaldırak Çayı" şiiri açıklaması
  6. Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Envanteri,Şarkışla (Envanter No: 58.09.1.02, Tescil No: 2729)
  7. Bazı Kanun VE KHK'ler için Değişiklik Yapılmasına Dair, Kanun Numarası: 6360, Kabul Tarihi: 12/11/2012
  8. Türkiye’de Folklor Araştırmaları, Dr. Seval Kasımoğlu, Turnalar (Uluslarası Hakemli Türk Dili ve Edebiyatı Dergisi), Temmuz/Ağustos/Eylül 2018, Yıl: 20, Sayı: 71
  9. Dilek Altay, Sazın ve Sözün Sultanları, Yaşayan Halk Şairleri - Bölüm: "Mustafa Soylu", Ankara, Gazi Kitabevi, Sayfa: 318-320
  10. Yesevi Üniversitesi, Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü, Madde Yazarı: Arş.Gör. Hilal Erdoğan Aksu, Madde Başlığı: Yoksul, Mustafa Soylu - Duvar ustası, Âşık (20. Yüzyıl / Anadolu-Osmanlı-Türkiye)
  11. Aşık Veysel Meslek Yüksekokulu - "Şarkışla Merkez ve Köyleri İncelemesi", 2017 (Sayfa:20)
  12. Aşık Veysel Meslek Yüksekokulu - "Şarkışla Merkez ve Köyleri İncelemesi", 2017 (Sayfa:18)

Dış bağlantılar

Ayrıca bakınız

Fotoğraflar

This article is issued from Wikipedia. The text is licensed under Creative Commons - Attribution - Sharealike. Additional terms may apply for the media files.