Slav mitolojisi

Slav mitolojisi, Slavların Hristiyanlığı kabul etmelerinden önce inandıkları çok tanrılı dinin mitolojisidir. Din, Ön Hint-Avrupa dinleriyle bağlantısı olan pek çok dinle ortak özelliklere sahiptir.

Bilgi Kaynakları

Yunan ya da Mısır mitolojisinin aksine, Slav mitolojisi çalışmaları için ilk elden bulunabilecek kaynak azdır. Bazı çelişkili teorilere rağmen (örneğin Veles Kitabı) Slavlar'ın Kiril ve Metodius'un 862'te Slav topraklarına gelişlerinden önce herhangi bir alfabeye sahip oldukları kanıtlanamamıştır. Bu, bütün orijinal dini inanışların ve geleneklerin nesilden nesile sözlü kültür aracılığıyla geçmesine neden olmuştur. Fakat Hristiyanlığın hızlı bir şekilde yayılmasıyla (Bulgaristan'ın 864'te din değiştirmesiyle başlayan süreç 11. yüzyılın sonlarına doğru büyük ölçüde tamamlanmıştır) bu inanışlar yüzyıllar geçtikçe unutulmuştur. Slav diniyle ilgili nadir bulunan kaynaklar ise Pagan inanışlarını çarpıtarak tasvir etmekten çekinmeyen farklı uluslara mensup misyonerler tarafından yazılmıştır. Çoğu zaten var olan bilgiyi doğrulayan ögelerden başka bir şey içermeyen kültler (bir çeşit put) ve tapınak kalıntıları bulunmuştur. Eski mitolojik inanışların ve pagan festivallerinin izleri bugüne kadar halk kıyafetlerinde, şarkılarında ve tüm Slav halklarının masallarında görülebilmektedir.

Yazılı kaynaklar

Slav sanatçılar nesiller boyu kendi halk kültürlerinden etkilenmişlerdir.İlya Yefimoviç Repin Sadko Su Altı Krallığında (1876).

Herodot tarihinde oldukça kuzeyde yaşayan ve (Herodot’un iddiasına göre) kendilerini her yıl birkaç günlüğüne kurda dönüştüren Neuri adlı bir kabileden bahseden küçük bir not dışında, Ön Asya Slav topluluklarının Doğu, Güney ve Batı Slavlar olarak ayrılmasından önce yazılmış bilinen bir kaynak yoktur. Bazı araştırmacılar bunu Slav halk kültüründeki “kurt adam” inanışıyla açıklasalar da diğerleri, aslında Herodot’un bir grup genç erkeğin köyde maskeler takarak dolaştığı antik Slav karnavallarını kastettiğine inanır. Bu yüzden Ön Slav halkları ve Neuri tartışmalı bir konudur.

Yazılı tarihte, Slavlara ve onların mitolojilerine dair ilk güvenilir kaynak, sadece iki günde Tuna nehrini geçip güneye doğru yönelen bir Slav kabilesinin inanışlarını anlatan Bizans tarihçisi Procopius’un 6. yy’de yazdığı Bellum Gothicum’dur . Procopius’a göre kabile gök gürültüsü ve şimşek konusunda marifetli olan tek bir tanrıya inanıyordu. Tanrının ismi kaynakta geçmese de Procopius’un daha sonraları tarihi kaynaklarda ve günümüzde çoğu Slav dillerinde (örneğin Lehçe’de ‘piorun’) adı geçen Perun’u kastettiği sonucuna varılabilir. Perun, basitçe “gök gürültüsü” ve “şimşek” anlamına gelir. Tarihçi, çeşitli kötü ruh ve peri inanışlarından da bahseder, ama başka da isim vermez.

Geçmiş Yılların Vakayinamesi (Tale of Bygone Years), adlı derleme Doğu Slavlarının pagan inanışlarıyla ilgili değerli bilgiler içeren başlıca kaynaktır ve Kiev Knezliği’nin tarihini işler. Eser 12. yüzyılın başında derlense de Kiev Knezliği’nin Hristiyanlığı kabul etmesinden önce yazılmış daha eski belgelerin kopyalarını ve referanslarını içerir. Slav tanrıları olan Perun ve Veles’ten, 10. yüzyılda Doğu Slavlarının pagan yöneticileri ve Bizans İmparatorları arasında yapılan barış anlaşmalarında söz dilmektedir. Daha sonra vakayinameci Nestor, İ.S’dan sonra 980 yılında Prens Vladimir tarafından oluşturulan panteonu tanımladı. Panteon’da, Hors, Dajdbog, Stribog, Simargl ve Mokoş adlı tanrılar vardır. Vakayinamenin, İpatiyev bölümünde Yunan tanrısı Hephaestus’la özdeşleştirilen Svarog’dan da bahsedilir. Bir Doğu Slav destanı olan İgor Destanı’nın Veles, Dajdbog ve Hors’tan söz ettiği bölümler de oldukça ilginçtir. Destanın yazıya geçirilmesi 12. yüzyılın sonlarına rastlar, ama eserin gerçekliği üzerine bazı tartışmalar vardır.

En çeşitli ve zengin kaynaklar Batı Slav grubuna, özellikle de 12. yüzyılın sonunda zorla Hıristiyanlaştırılan Vend ve Polabiyan kabilelerine aittir. Pagan dinini eleştiren Alman misyoner ve rahipler, üstesinden gelmek istedikleri eski mitolojik sistemler hakkında muazzam sayıda belge bırakmışlardır. Ama bu rahipler kendilerini, pagan Slavları putperest ve kana susamış barbarlar olarak gösteren “dindar yalanlar” söylememekten nadiren alıkoyabilmişlerdir. Misyonerler herhangi bir Slav dili bilmediklerinden, tuttukları kayıtlar karışık ve abartılıdır:

Başlıca kayıt, 11. yüzyılda tarihçi Merseburg’lu Titmar’ın büyük tanrı Svarog’a tapılan Radagast şehrindeki bir tapınağı tasvir ettiği vakayinameyi içerir. Titmar’a göre, bu şehir pagan Slav topraklarındaki en kutsal yer ve Svarog da en önemli tanrıydı.

Bir diğer çok önemli kaynak ise Alman rahip Helmond’a atfedilen 12. yüzyıl tarihli [[Chronica Slavorum]]’dur. Helmond, ‘şeytan ya da kötü ruh’ Çernobog’dan, tanrıça Jiva’dan, tanrı Porenut’tan ve birden fazla başa sahip olan ama ismini vermediği bir tanrıdan söz eder. Son olarak da Helmond, Rügen adasında tapılan ve kendisine göre tüm Batı Slav tanrıları içindeki en önemli tanrı olan Svantevit’ten bahseder.

Üçüncü ve muhtemelen en önemli kaynak, Gesto Danorum adlı eserinde Rügen’li Vend’lere karşı Danimarka kralı I. Valdemar’ın yaptığı savaşı, Arkona Burnu’nda bulunan Vend’lerin şehrinin alınışını ve orada bulunan Svantevit’in büyük tapınağının yıkılışını anlatan Saxo Grammaticus’a aittir. Saxo, bu tanrıya ait dört kafalı uzun bir heykeli, insanların tapınma şeklini ve bununla ilişkilendirilen gelenekleri titiz bir şekilde betimlemiştir. Saxo, eserinde diğer Slav kabilelerinin Rugevit, Previt ve Porentius isimli çok başlı tanrılarından da söz eder.

Dördüncü kaynak ise 12. yüzyılın başlarında Baltık Denizi kıyılarında yaşayan Slav‘ların topraklarına keşif amaçlı seyahatler düzenleyen Alman savaşçı ve piskopos Bamberg’li Otto’ya ait üç adet biyografidir. El yazması esere göre en büyük Slav tanrısı tapınağı Szczecin şehrinde bulunan Triglav’dır. Havalberg ve Wolgast’ta ise Doğu Slav folklorundaki Yarilo’nun olası bir benzeri olan ve adının Yarovit’ten değiştiği düşünülen Gerovit adlı savaş tanrısına tapınılır. Bazı Slav Neopaganistleri tarafından özgün olarak düşünülse de Veles Kitabı’nın tahrip edildiği ortaya çıkmıştır.

Arkeolojik kalıntılar

Halk ziyafetleri, Kiev Knezliği'nde bratchina (brat=erkek kardeş), Sırbistan ve Makedonya'da slava (hamd etme) ve Hırvatistan ve Bulgaristan'da sabor (toplantı) olarak bilinir.

1848 yılında birkaç Slav tanrısının heykeli, Zbruç nehri kıyısında bulunmuştur. Heykelin bir şapkası ve dört başı vardır. Saxo’nun tasvirine benzerliğinden dolayı, heykelin Svantevit’i temsil ettiği iddia edilmiştir. Ama böyle olması mümkün değildir. Farklı yerlerde de çok başlı heykeller bulunmuştur. Örneğin Ortaçağ Bulgar çarlarının kalesi Preslav’ın kalıntıları arasından 10. yüzyıldan kalma kemikten oyulmuş, ince, dört başlı bir heykel çıkarılmıştır. İki başlı, insan boyunda ahşaptan bir heykel, ortaçağ Slav kabilesi Dolenain’lerin toprakları olan Neubrandenburg’un yanındaki Tollensessee gölündeki bir adada keşfedilmiştir. Ayrıca Dalmaçya’da (Hırvatistan) Troglav denilen Dinara dağı zirvesinden pek de uzak olmayan Suvid tepesinde üç başlı bir heykel bulunmuştur.

Birtakım Slav tapınakları da gün ışığına çıkarılmıştır. Rügen’deki Arkona burnunda yapılan kazı çalışmaları, Saxo’nun tasvir ettikleriyle eşleşen tapınak ve şehir kalıntıları ortaya çıkarmıştır. Novgorod’ta antik Perin bölgesinde arkeologlar Perun’a adanmış olduğu düşünülen bir tapınak bulmuştur. Tapınak, çevresinde geniş dairesel bir platformun olduğu bir heykel içerir. Bu heykel ve platform sunak kalıntılarının olduğu sekiz yarım kubbeden oluşan bir hendekle çevrilidir. Çek Cumhuriyeti’nde Brjetslav’da manidar bir şekilde adı Pohansko (Pagan) olan bir bölgede de birkaç benzer yapı daha keşfedilmiştir.

Tüm bu arkeolojik kalıntılar bazı ortak noktaları paylaşırlar. Birden fazla kurban sunakları olan tapınaklar ve çok başlı heykeller, Hristiyan misyonerlerin çok başlı tanrılara tapan Slavlar hakkında anlattıklarını doğrular ve aynı zamanda antik Slav mitolojisi için birden fazla görünüme sahip tanrılara tapınmanın ne kadar önemli olduğuna işaret eder. Oldukça önemli bir başka iz, Çernyakov kültürüne ait 4. yüzyıldan kalma çömlek parçalarında bulunmuştur. Rus arkeolog Boris Rıbakov, bu çömleklerin üzerindeki sembolleri tanımlamış ve antik Slav kültürünün takvimi olarak yorumlamıştır.

Slavların ibadetlerini tapınaklardan çok genelde ormanlarda yaptığı da iddia edilir. Bu ormanlar Ön Slav dillerinde “gaje” (örneğin Lehçe’de gaj, ‘küçük orman, çalılık, koruluk’ anlamına gelir) diye adlandırılır ve çoğu zaman bu tip ormanlar kutsal bir yer, doğal ve sosyal bir küre yaratan çitlerle çevrilidir. Bu tip yerlerin mezarlık olarak da kullanıldığı olmuştur.

Folklorik (halk bilimsel) kanıtlar

Hristiyanlık, 7. ve 12. yüzyıllarda şehirlerde ve kalelerde yaşayan Slav toplulukları arasında elit bir din olarak ortaya çıkmıştır. Ortaçağ Slav halkının kırsal kesimde yaşayan ve çoğunluğu oluşturan kesimi arasında eski inanışlar gücünü devam ettirmiştir. Hristiyan rahip ve keşişler özellikle Rusya’da yüzyıllarca dvoeveriye (çift inanış) ile mücadele etmiştir. Bir yandan köylüler ve çiftçiler hevesli bir şekilde, vaftiz olmayı, ayinleri ve Hristiyan bayramlarını kabul etmişler diğer yandan da eski tanrıların ve mitlerin temellerinin dayandığı şeyler unutulduğunda bile pagan kültlerine tapınmaktan ve ayinlerini yerine getirmekte ısrar etmişlerdir.

Basit bir köylünün bakış açısına göre Hristiyanlık, eski Slav inançlarının yerine geçemezdi, ancak ona ekleme olabilirdi. Hristiyanlık, öldükten sonra kutsanmış bir ahiret hayatı ve kurtuluş umudu vadediyordu ama bu dünyadaki kurtuluş için, sığırların korunması ve yıllık hasadın iyi geçmesi için, bereket inanışları ve koruyucu tanrılarıyla eski din gerekliydi. Bu, kilisenin gerçekten hiç çözemediği bir problemdi; en iyi ihtimalle kültteki tanrının yerine geçmesi için bir aziz ya da şehit ortaya çıkarabilirlerdi ama kültün kendisi zaten çok kapsamlıydı, tıpkı doğa olaylarının açıklandığı mitolojik bakış açısının olduğu gibi.

Aslında Slav halk inanışı paganizmi diriltmeye yetecek en zengin kaynak olsa da bu inanış orijinalliğini ve kutsallığını büyük ihtimalle kaybetmiştir. İnsanlar gelenek böyle olduğu için, bir hikâyenin anlatış şekli, bir festivalin nasıl kutlanacağı ya da bir şarkının nasıl söyleneceği üzerine kafa yormazlar. Eski tanrıların kültleri, Hristiyan azizlerin idolleriyle ve eski bayramlar da yeni Hristiyan bayramlarıyla harmanlanmıştır.

Bu, akademisyenlerin folklorun kendi yapısını incelemelerine neden olmuştur ve yeniden inşa ettikleri kayıp mitolojiler yoluyla yöntembilimler tasarlamışlardır. Folkloru burada kabaca ikiye ayırabiliriz:

  • Baba Yaga, Ölümsüz Koşey, Alkonost, Jar-ptitsa ve Zmey gibi çeşitli yaratıklar ve fantastik karakterler hakkındaki peri masalları; Rus bogatır’ları gibi efsanevi kahramanlar hakkında epik şarkı ve masallar; domovoy, liho, vilas, vampirler, vodyanoy ve rusalka gibi kötü ruhlar hakkındaki batıl inanışlar. Bu masalların ve inanışların çoğu oldukça eski olabilir hatta mitsel yapıdan ögeler de içerebilirler. Ama asla kendileri mit değildir çünkü derinlikten, kutsal anlamdan ve dini yönden yoksundurlar. Daha da önemlisi Slav halk toplulukları arasında büyük farklılık göstermeye eğilimlidirler.
  • Bazı Hristiyan festival kutlamaları ve çeşitli Hristiyan azizlerine dair popüler inanışlar. Eski tanrıların izleri, pek çok Slav ülkesinde Perun’un yerini İlyas’ın almasında ve Meryem Ana, Vitus,Aya Yorgi, Sebasteli Vilas ve Aziz Nikolas gibi diğer pek çok azizin kültünde de görülebilir. Eski inanışlar ayrıca baharda kutlanan Yarilo ve yazın kutlanan İvan Kupala gibi festivallerde de kendisini gösterir. Bu iki festivalin de Hristiyanlıkla çok az bağlantısı vardır ve büyük ölçüde Hristiyanlık öncesi ritüeller içerirler. Bu bayramlar, onları hala kutlayan insanlar için dini öneme ve kutsallığa sahiptir. Sorun ise, Hristiyanlık öncesi din unsurlarının günümüz Hristiyanlığıyla harmanlanmasıdır.

Orijinal Slav mitolojisi araştırmaları tam bir iz sürme işidir ve semiyotik, dilbilimi, filoloji, etnoloji ve karşılaştırmalı mitoloji gibi çeşitli bilim dallarının etkin olarak bilinmesini gerektirir. Folklor kanıtları sadece şarkılar ya da masallar olarak değil izler ve semboller düzeyinde de yapısal olarak ele alınmalıdır. Bu işaretlerin her biri karakterlerin veya mekân isimlerinin sahip olduğu basit anlamlardan daha derin anlamlar barındıran anahtar kelimelerden oluşur. Sembollerin önemli yönlerinden biri onları değiştirmenin neredeyse imkânsız olmasıdır: isimler değişebilirken, yapıları aynı kalabilmektedir. Anahtar kelimelerin kaybolması ya da değiştirilmesi, sembolün değişmesine neden olur ki bu da daha sonradan metnin iç mantık yapısını çürütür ve tüm masalı anlamsız kılar. Masal, daha sonra unutulur çünkü onun nesilden nesle geçirilmesini sağlayan motif –ya da mantık- kaybolmuştur. Örneğin daha önce de belirtildiği gibi Slav gök gürültüsü tanrısı Perun, Hristiyan halk kültüründe çoğunlukla İlyas (Elijah) ile ilişkilendirilir. Bu tanrı, Rus ve Belarus halk masallarının bazılarında Çar Ogin (Çar Alev) ya da Grom (gök gürültüsü) gibi çeşitli peri masalı karakterlerine indirgenirken, bazen Aziz Michael’le hatta bazen de Hristiyan tanrısıyla bile özdeşleştirilir. İsmindeki değişiklere rağmen, Perun’u eski mitolojik metinlerde geçen bir sembol olarak tanımlamak için anahtar kelimeler her zaman var olmuştur: Perun, her zaman goredir (yukarıda, üstte, yüksekte, bir dağın tepesinde ya da semadadır; göksel bir tanrıdır ve aynı zamanda Slav panteonun en ulu tanrısıdır.); o suh’tur (kurudur, gök gürültüsü ve ateş yakan şimşek tanrısıdır); o strelası, kameni, molnijası ile (ok, taş, şimşek. Silahı elbette şimşeklerdir ve onları o kadar güçlü fırlatır ki kayaları yerle bir eder.) treska, razbija, goni, ubija’dır (yıldırım düşüren, bölen, gözeten, öldürendir; Perun gök gürültüsünün ve fırtınaların tanrısıdır, yok edici ve hiddetlidir). Perun’un gerçek ismi uzun zaman önce unutulsa da bu kelimeler, folklorik eserlerde sık rastlanan anahtar kelimelerdir. Sonuç olarak bu sembolün yapısı, kendi sembollerinin yapısında da benzer özellikleri paylaşan Hristiyan dininin ve daha sonraki halk kültürlerinin benzer karakterleriyle Perun’un özdeşleştirilmesini mümkün kılmıştır.

Benzer bir yöntembilim izleyerek, Hint-Avrupa mitolojileriyle (özellikle Baltık Mitolojisiyle) paralellikler bularak ve zaman zaman da Slav paganizmi kayıtlarındaki ipuçlarına başvurarak bazı mitler yeniden inşa edilebilir. Özellikle Rus filologlar Vladimir Toporov, Vyaçeslav Vsevolodoviç İvanov ve Hırvat bilim adamları Radoslav Katičić ve Vitomir Belaj’ın yaptıkları araştırmalarla son 30 yılda Slav mitolojisindeki mitleri yeniden inşa etme alanında kayda değer bir ilerleme sağlanmıştır. Rus akademisyen Boris Uspenski’nin ve Sırp filolog ve etnolog Veselin Čajkanović’in yaptığı çalışmalar da oldukça değerli bilgiler içerir. Fakat folklorun eleştirel olmayan yorumu ve mitlerin başarısız bir şekilde yeniden oluşturulması aşağıda açıklanacağı gibi bazı sonuçlar doğurabilir.

Sahte ve yapay kaynaklar

Slav mitolojisiyle çalışırken, kaynakların geçerliliği veya sahteliği konusunda hiç kimse yeteri kadar dikkatli ya da eleştirel olamaz. Rönesans’tan bu yana eski Slavların inanışları üzerine akademik ilgi sürekli artmıştır ve bu ilgi karışıklıkları, hataları, yanlış yorumlamaları ve mitlerin yeniden inşasındaki mantıksızlıkları da beraberinde getirmiştir.

20. yüzyılın ortalarına kadar folklor kaynaklarını yorumlayabilecek geçerli bir yöntembilim geliştirilmemiştir. Çok seyrek olarak ortaya çıkan tarihi ve arkeolojik kazılar da asılsız iddialar için biçilmez kaftan haline gelmiştir. Slav düğün müziklerindeki anlamsız haykırışlardan kurgulanan Lada ve Lado tanrılarının aşkı, yanlış yorumlamanın en iyi örneklerinden biridir. Koleda ve Kupala gibi tanrılar popüler Slav halk bayramlarının yanlış yorumlanmasıyla ortaya çıkmıştır. Aslında Koleda, noel ilahisi söyleyen şarkıcıların geçit törenlerine verilen adın Slav dilindeki karşılığıdır. Kupala isminin kaynağı ise anlamı “yıkanmak” olan kupati kelimesidir. Hristiyan kaynakları bunun İvan Kupala’dan (Vaftizci Yahya’dan) geldiğini iddia etse de bu iddia, Kupala festivalini pagan bayramı olarak yorumlamayanların iddiası kadar asılsızdır. Festival, pek çok Slav ülkesinde ve hatta Fransa ve İtalya gibi batı ülkelerinde de yaz gündönümünde kutlanır. Bu gelenekler Hristiyanlık öncesi inanışlardan izler taşısa da, sadece isimlere bakarak tanrılar yaratmak kayıp inanışları yeniden oluştururken geçerli bir yöntem değildir.

Thiethmar’ın tarihi Vend paganizmi tanımının yanlış yorumlanması sonucu tanrı Svarožič ve heykelinin bulunduğu şehir Radegast, birbiriyle karıştırılır. Radegast adının kolayca “Aziz misafir” olarak yorumlanabilmesi, onu Slav misafirperverlik tanrısı olarak zannedilmesine neden olmuştur. Bunun gibi, bir tanrıyı Helmod’un eserinde bahsedilen uğursuz isimli Çernobog (Kara Tanrı) ile özdeşleştirmek, aslında hiç olmayan Belobog (Beyaz Tanrı)’un ortaya çıkmasına yol açmıştır. Belobog ismine hiçbir güvenilir kaynakta rastlanmaz, ama sadece Çernobog var diye buna karşıt bir tanrı yaratılmıştır. Bu da Slav mitolojisi çalışmaları için bilimsel bir yaklaşım olarak görülemez, ama sözde Belobog ve Çernobog ikiliği üzerine sayfalarca çalışma yapılmıştır. Bugün, çoğu kitap ve akademik çalışma nedeniyle Slavların bu iki tanrıya ibadet ettiği artık kanıksanmıştır.

Bilgi kirliliğinden ve yanlış yorumlamalardan daha tartışmaya açık olan konu ise kasıtlı yapılan sahteciliklerdir. 19. ve 20. yüzyıllarda çeşitli romantik, milliyetçi ve modern çağda ise neopaganik hareketlerle şişirilmiş Slav mitolojisine ilgi artmıştır. Antik mitoloji kurguculuğu, kendi topluluklarını teşvik etmek amacıyla bir müddet çeşitli sosyal gruplar arasında bir çeşit hobi haline bile gelmiştir. Örneğin, runik alfabeyle yazılmış bir kitabesi olan Slav tanrı heykelleri ya da tüm Slav panteonunu çiçek toplarken ya da şenlik ateşinin etrafında dönerken tasvir eden halk şarkıları ve masallar “keşfedilmiş”tir.

Slav mitolojisine dair pek çok referans barındıran ve pek çok akademisyen tarafından yanlışlarla dolu olduğu düşünülen Veda Slovena kitabı, Bulgar halk şarkılarının sahte uyarlamalarıyla oluşturulmuştur. En son örneklerden biri ise, eski Slav dini hakkında güvenilir bilgiler içerdiğini iddia eden, Slav halkının Hristiyanlaştırılmadan önce herhangi bir alfabeye sahip olduğu kanıtlanamamışken, Kiril alfabesiyle (alfabe, kardeşi Methodius ile birlikte Slavları Hristiyanlaştırmak için kuzeye gönderilen ve onlara ilk yazı sistemini kazandırmış Aziz Kiril’in ismiyle anılır.) yazılmış olan Veles Kitabı’dır. Günümüzde bazı Slav neopaganlar bu kitabı kutsal kitap olarak kullanırlar ve kitabın özgün olduğu konusunda ısrarlıdırlar. Fakat huş ağacı kabuklarına yazıldığı düşünülen orijinal kitap, (tabii gerçekten var olduysa) kaybolmuştur. Bu yüzden kitabın günümüzde gerçek olduğunu kanıtlayabilecek veriler yoktur.

Takvim ve festivaller

Slav mitlerinin mevsimlere göre kutlanan festivallerden oluşan ve kendini tekrar eden, periyodik bir yapısı vardır. Bu yüzden mitolojiyi anlayabilmek için önce Slav takviminin işleyişini anlamak önemlidir. Arkeolojik ve folklorik izlere dayanarak Hristiyanlık öncesi Slav takviminin bazı ögelerini özellikle de başlıca şenlikleri yeniden inşa etmek mümkündür:

  • Takvim ay yılına göre düzenlenmiştir ve yılbaşı Mart ayının ilk günlerine rastlar. Takvim bu açıdan yapısını daha iyi bildiğimiz diğer Hint-Avrupa takvimlerine benzer. Eski yılın son gününe Velja Noc ya da Velja Notj (Büyük Gece) ve yeni yılın ilk gününe Velik Dan ya da Velikŭ dĭnĭ (Büyük Gün) adı verilebilir. Hristiyanlıktan sonra bu isimler Paskalya’ya geçmiştir. Paskalya, Ortodoksluk mezhebine mensup Slav ülkelerinde Velik Dan (Büyük Gün) olarak bilinirken, Katolik Slavlarda Velika Noc (Büyük Gece) olarak bilinir. Bu festival, paganik dönemde Cadılar Bayramı’na muhtemelen çok benziyordu. Bazı insanlar (Şamanlar) garip maskeler ve koyun postları giyerek etrafta dolaşırdı. Çünkü Büyük Gece’de ölmüş ataların ruhlarının yaşayan akrabalarıyla yeni yılı kutlamak için yeryüzüne geldiklerine ve köylere girdiklerine inanılırdı. Sonuç olarak yılın son gününün ilahı büyük olasılıkla ölüler diyarı tanrısı Veles’ti.
  • Bitkilerin ve bereketin tanrısı Jarilo’ya adanmış büyük bir bahar festivali vardı. Bu günde genç kızlar ve erkeklerden oluşan alaylar yeni hayatın sembolü olan yeşil dallar ya da çiçekler taşıyarak köyde dolaşırlardı. Evden eve giderek şarkılar söylerler ve her evin hane halkını bereket ritüelleriyle kutsarlardı. Genellikle ata binen alayın lideri, Jarilo’yla özdeşleştirilirdi. Daha sonra Paskalaya’ya da geçen ve aynı zaman da yeni hayatın da sembolü olan pisanki ya da süslenmiş yumurta geleneği de bu festivalle ilişkilendirilir.
  • Yaz gün dönümü festivali günümüzde Pust, Ivanje, Kupala ya da Kries gibi çeşitli isimlerle bilinir. Festival, neredeyse tamamen büyük bir düğün gibi kutlanırdı ve tarihi kaynaklardaki bazı işaretlere göre büyük olasılıkla festivali bir seks partisi izlerdi. Bir önceki gece oldukça çok yemek yenir ve içki içilir, büyük bir şenlik ateşi yakılır ve gençler ateşin etrafında el çırpıp şarkı söylerler ya da üstünden atlarlardı. Genç kızlar çeşitli çiçeklerden ya da festival için kutsal bir bitki olan aşk merdiveni çiçeğinden çelenkler yaparlar ve onları nehre atarlardı. Daha sonra da çelengin nereye ve nasıl yüzdüğüne bakarak birbirlerine nasıl evleneceklerini söylerlerdi. Bu gecede törensel yıkanma geleneği oldukça önemliydi ve bu yüzden Kupala adı (Kupati=yıkanmak fiilinden) kilisenin daha sonradan bu bayram için seçtiği Vaftizci Yahya (Slav dillerinde: Ivan Kupala) isminin halk arasındaki çevirisiyle uyum gösteriyordu. Festivalde genel olarak, hasat için ekinleri büyütecek bereket tanrısının kutsal evliliği kutlanıyordu.
  • Yaz ortasında, Hristiyanlığın kabulünden sonra İlyas peygamberin (Saint Elijah, Aziz İlyas)anıldığı önemli bir festivale dönüşmüş olan şimşek tanrısı Perun’un anıldığı bir festival vardı. Yılın en kutsal vakti olduğu düşünülürdü ve bazı kaynaklara göre insan kurban etme ayinlerini içeren ritüeller vardı. Hasat muhtemelen bu festivalden hemen sonra başlardı.
  • Hasadın bitişinin ne zaman kutlandığı kesin olarak bilinmese de tarihi kaynaklar bununla ilişkilendirilen ilginç bir gelenekten söz eder. Festivalin Ruyana’da (şimdiki adıyla Rügen) Svantevit tapınağında kutlandığı düşünülmektedir. Geleneğe göre insanlar, rahipler tarafından tapınağın önüne yerleştirilen hemen hemen bir insan boyunda, buğdaydan yapılmış büyük bir kekin önünde toplanırlardı. Başrahip kekin arkasına geçip ahaliye kendisini görüp göremediklerini sorardı. Cevap ne olursa olsun, rahip gelecek yıl insanların kekin arkasında kendisini görememelerini, hasadın daha bereketli olmasını vb. dileyerek dua ederdi.
  • Hristiyan inancının yayılmasıyla birlikte yerini Noel’e bırakan bir kış dönümü festivali de vardı. Hatta bu yüzden bazı Slav ülkelerinde Noel’in adı “küçük tanrı” anlamına gelen Bozich’tir. Bu sözcük, Hristiyanlıktaki Noel inancıyla örtüşse de, muhtemelen pagan diniyle bağlantılıdır. Uzun kış gecelerinde yaşlanmış ve zayıflamış eski güneş tanrısının yerine geçen yeni ve genç bir güneş tanrısı bu adla anılır. Eski güneş tanrısı Svarog, yenisi ise Dažbog’tur. Festivalin diğer adı (belki de orijinali) Koroçun’dur.
  • Bir Slav milleti olan Sırpların Noel arifesindeki “Badnja Vece” geleneği de Hristiyanlık öncesi Slav ritüelleri hakkında bilgi sahibi olmamıza yardımcı olabilir. Bu seremonide meşe ağacı dalları toplanır ve her biri kurdelelerle süslenir. Bir rahip bu süslü dalları suyla, buğdayla (ya da arpayla) ve bazen de cevizle kutsar. İlginç bir şekilde bebek İsa'dan bu tören de söz edilmez. Ritüelin sonunda da bir meşe kütüğü ateşe verilir.

Kozmoloji

Hint-Avrupa dillerini konuşulan ülkelerde oldukça yaygın olan Ulukayın (World Tree, Hayat Ağacı) inancı Slav mitolojisinde de görülmektedir. Bu ağaç ya bir meşedir ya da bir çeşit çamdır. Ulukayın'ın mitolojik sembolü çok güçlüdür ve Slav halk kültürü yoluyla Hristiyanlaştıktan sonra bile yüzyıllarca korunmuştur. Ağaçta evrenin üç katı yer alır. Tepe noktası göğü, semavi tanrıları ve gök cisimlerini; gövdesi ise faniler âlemini temsil eder. Bazen bu iki kat, ölüler diyarını temsil eden ağacın köklerine karşı birleşirler.

Üç diyarın tasvirleri Ulukayın’ın üzerine dünyada yer aldıkları şekilde, dikey olarak işlenir. Tanrıların ve fanilerin dünyası, denizle çevrili olan dünyanın merkezinde bulunur. Denizin diğer yakasında ise kuşların kışın göç ettiği yazında geri döndüğü ölüler diyarı uzanır. Pek çok halk kültürü ürününde denizi geçmek (idit) ve denizden gelmek (dolazit) ölmek ve dirilmek ile özdeşleştirilir. Bu mitolojik düşünce öbür dünyaya büyük bir su kütlesini geçerek ulaşıldığını söyler. Bunun yanı sıra dünya yatay olarak da rüzgârın dört esiş yönünü (kuzey, güney, batı, doğu) temsil eden dört ana noktaya ayrılmıştır. Dünyanın yatay ve dikey olarak bu şekilde parçalara bölünmesi mitolojik açıdan oldukça önemlidir. Bu ayrımın izleri özellikle üç başlı olan Triglav ve dört başa sahip Svantevit gibi Slav tanrı heykellerinde görülebilir.

Panteon

Panteon, bir ulusun “en büyük tapınağı” ya da “tüm tanrıları” anlamlarına gelmektedir. Tarihi kaynaklarda da bahsedildiği gibi Slav ırkı, 600 yılı aşan bir zaman yelpazesi içinde ve Baltık denizi'nden Beyazdeniz’e uzanan oldukça geniş bir coğrafi alanda çok farklı tanrılara tapmıştır. Tarihi kaynaklardan öğrendiğimiz bir başka bilgi de her Slav kabilesinin bir tanrısı ve dolayısıyla kendine özgü bir panteonu olduğudur. Hepsinden ziyade, kabileden kabileye değişen inanışlarıyla ve tanrılarıyla eski Slav dini oldukça içe dönüktür. Tek bir Ön Slav dilinden türediği açıkça belli olan farklı Slav dilleri meselesinde olduğu gibi doğru bir folklor çalışmasıyla değişik Slav kabilelerinin değişik tanrıları temel alınarak bir çeşit Ön Slav panteonu oluşturmak mümkündür.

En yüce Tanrı

Modern teoriler en yüce tanrının Rod ya da Svarog olduğunu ileri sürer. Tarihi kaynaklarda ise farklı Slav kabilelerince tapılan Svantevit, Triglev ve Svarožič gibi tanrılardan bahsedilir. Ama yüce tanrı sıfatına en uygun tanrı, Perun'dur. Perun, Slav diniyle ilgili belgelerde adına en çok rastlanan ve hatta adı, yazılı tarihte geçen ilk Slav tanrısıdır (Procopius, tuttuğu küçük notlarda gök gürültüsü ve şimşek tanrısının Slavların tek tanrısı olduğundan bahseder). Geçmiş Yılların Vakayinamesi adlı kayıt, Perun’u, Kiev Knezliği'nin Hristiyanlığı kabul etmeden önceki baş tanrısı olduğunu söyler. Helmond’un Chronica Slavorum’undaki küçük bir not Batı Slavların, dünyadaki tüm diğer tanrılara hükmeden tek bir semavi tanrıya ibadet ettiğinden bahseder. Eserde tanrının ismi verilmez ama bu tanrının Perun olması kuvvetle muhtemeldir. Perun adına Batı Slav dininin muazzam ölçüdeki kayıtlarında rastlayamamamıza rağmen, günümüz Slav ülkelerinde hala onun adını taşıyan pek çok yer adı olduğunu görürüz. Son olarak, folklor metinlerini çözümleyerek, Perun’un Hristiyan tanrısıyla özdeşleştirilmiş tek Slav tanrısı olduğunu bulabiliriz. Bunlar Perun'un Ön Slav panteonunun baş tanrısı olduğunu gösteren sağlam temelli kanıtlardır.

Perun'un bir de eşleştirildiği bir karakter vardır. Roman Jakobson’un işaret ettiği gibi, herhangi bir tarihi metinde Perun adı geçiyorsa hemen ardından başka bir tanrı olan Veles'e rastlanır. Bu ilişki yer isimlerinde de görülebilir. Adı Perun’la ilişkilendirilen bir dağ zirvesinin ya da tepenin eteklerinde -özellikle nehir kenarlarında- adı Veles'i çağrıştıran yerlerle karşılaşmak mümkündür. Ayrıca Perun’un bazı folklor ürünlerinde Hristiyan tanrısıyla bir tutulurken, Veles de şeytanla bir tutulur.

Perun ve Veles

İvanov ve Toporov, Ön Slav Panteonu’na ait iki tanrıyı, Perun’u ve Veles'i içeren miti yeniden inşa etmişlerdir. İkisi de her yönden birbirinin karşıtıdır. Perun, Ulukayın’ın en üst dalında bulunan kalesinden yeryüzünü yöneten, gök gürültüsünün, şimşeğin, ateşin ve kurunun tanrısıdır. Veles ise Ulukayın’ın köklerinde, yerin altından ölüler âlemini yöneten, suyla, dünyevi şeylerle ve nemle ilişkilendirilen dünyevi bir tanrıdır. Perun, çiftçilerin yağmur verici, silahların ve savaşın, savaşçıların tanrısıdır. Veles ise büyüyle ve ticaretle ilişkilendirilen sığırların tanrısı ve çobanların koruyucusudur.

Farklı Slav ülkelerininde çoğu yer tanrı Perun’un adını taşır: Perunac, Perunovac, Perunika, Perunička Glava, Peruni Vrh, Perunja Ves, Peruna Dubrava, Perunuša, Perušice, Perudina ve Perutovac. Bunların çoğu şu an dağların zirvelerinin isimleri olsa da Ortaçağ'da, Perun adında yaşlı meşeler, kutsal koruluklar ve hatta köyler ve kaleler vardı. Aynı zamanda Ukraynaca perun ve Lehçe piorun "yıldırım" anlamına gelmektedir. Güney Slav halk kültüründe, bir dağ bitkisi olan Iris germanica, perunika “Perun bitkisi” ya da bazen bogisha “Tanrı bitkisi” olarak bilinir ve bu bitkinin yıldırım düşmesi sonucu oluştuğuna inanılır.

This article is issued from Wikipedia. The text is licensed under Creative Commons - Attribution - Sharealike. Additional terms may apply for the media files.